sealdream heykel

heykel ve sanat
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 KİTRENİN GÜLE DÖNÜŞTÜĞÜ FELSEFE,EBRU

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
kerem

avatar

Mesaj Sayısı : 4
Yaş : 47
Kayıt tarihi : 10/11/07

MesajKonu: KİTRENİN GÜLE DÖNÜŞTÜĞÜ FELSEFE,EBRU   C.tesi Kas. 10, 2007 9:34 pm


Yoğunlaştırılmış su üzerine toprak ve toz boyalarla resim yapma sanatıdır. En eski süsleme sanatlarımızdandır.
İçinizdeki fırtınaların, sevinçlerin, aşkların suya yansımasıdır ebru...Su ve siz...Büyük bir aşkla atılan her boya damlası sizin gülümsemeniz yada gözyaşınızdır..... Ebru tarihçesi: Zamanla Ebru olarak anılan bu sanatın kelime kökeni Farsça Ebri: bulut bulutumsu, Çağatayca: Ab-ru : su yüzü ‘ den geldiği bilinmektedir. Türkistan’ da doğan bu sanatın başlangıcının 9. y.y olduğu sanılmaktadır. Fakat elimizde tam bir belge niteliği taşıyan bilgi bulunmaktadır.1447 yılına ait olduğu söylenen en eski ebrunun Topkapı sarayında olduğu söylenmektedir. Fakat şu an o ebruya ulaşılamadığı için elimizde bulunan en eski ebru Topkapı Sarayın’da ki 1554 yılına ait olan ebrudur diyebilmekOsmanlı imparatorluğunda Enderun mekteplerinde saray için üretilen ebru saray dışına taşıp buradan da Anadolu’ya yayılmıştır.Doğal malzemelerle çalışılmaktadır.Gül dalı ve at kılından fırça, bitki zamkından suyun yoğunluğunu arttırmak için kitre , boyaları su yüzeyinde tutabilmek için öd , boya olarak da toprak, pigmen ve oksit boylar kullanılmaktadır.Çok taşlı ve pis olmayan beğendiğimiz herhangi bir renk toprak ile boyalarımızı kendimiz elde edebiliriz.Göreme’nin beyaz ve kirli beyaz, Sivas’ın koyu kahverengi, Kütahya’nın aşı boyası(kırmızı toprak) gibi. Bu nedenle, doğanın tüm güzelliklerinden yaralanarak ebru sanatını icra etmek mümkün olabilmekteOsmanlılar döneminde devlet belgeleri ve resmi yazışmalarda zemin olarak kullanılmıştır. Bu ise ebrunun bir eşi daha olmayan desenlerinden yola çıkılarak tahrifatı önlemek amacıyla yapılmıştır. Yazı pervazlarının süslemesinde, kitap ciltlerinin iç kapağı olarak kullanılan ve hat çalışmaları için zemin oluşturan ebru sanatının, avrupalı seyyahlar tarafından keşfedildikten sonra değeri iyice anlaşılmAvrupalılar, ebru kağıdının üzerinde, mermerlerde bulunan damarların yer almış olmasından dolayı bu kağıda “mermer kağıdı”; Araplar ise damarlı kağıt anlamına gelen “Varaku’l mücezza” demektediRuha huzur veren ve sabırlı olmayı öğreten bir sanattır ebru. Sinir hastaları ve özürlü çocuklar üzerinde yarattığı olumlu etkiler ortadadır. Sakinleştirici etkisi ile sinir sistemini düzenlemekte ve su ile ilgilenmeyi zaten seven çocuklarda ise, renklerin birbirleri ile dansı, onları mutlu kılmaktadır.Bir çiçeği bile yapabilmek için, hareketleri düzene soktukları ve geliştirdikleri bir gerçektir.
Birbiri içine geçmiş, ancak karışmamış, bakışla ayırdedilebilecek şekilde duran renk ve şekillere "EBRU" denir. Sanat olarak EBRU, su üzerine serpiştirilen sıvı boyanın rasgele bezendiği şekillerin ve bu şekillere müdahele edilmesiyle meydana gelen figürlerin kağıda aktarılarak sergilenmesidir. Ebru sanatının diğer bir özelliği de geleneksel Türk el sanatlarından olmasıdır.
Birçok eski eserde süsleme amacıyla kullanılan ebru, geleneksel el sanatlarımızdan olmasına rağmen yakın zamana kadar unutulma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Dünya çapında çeşitli milletler tarafından sahiplenmeye başlanmış, bazı ülkelerde ebru yapımı sırasında kullanılan malzemeleri üreten firmalar boy göstermişti. Ebru sanatında son devrin piri merhum Mustafa Düzgünman gerek yetiştirdiği öğrencilerle gerek bu sanata kazandırdığı anlayışla manevi hazinelerimizden birinin payidar kalmasında büyük rol oynamıştıEbru sanatının ilk kez ne zaman ve nerede yapıldığı tam olarak bilinememektedir. Tarihi ve kimin tarafından yapıldığı belli olmayan bazı eserler vardır.Bugün kayıtlardaki en eski ebru 1595 yılına aittir. Şebek Mehmed Efendi imzasını taşır. Ancak, bir sanatın gelişmesi ve kabul görmesi için yüzlerce yıl geçmesi gerektiğini ve kayıtlarda da detaylı bir arama yapılmadığını düşünürsek bu sanatın çok daha eskilere dayanan bir geçmişi olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Ayrıca, ebru kelimesinin Farsça'daki EBRİ kökünden geldiğini iddia edenler olsa da, bu kelimenin kullanılmasından yıllar öncesinde, Türkistan'da EBRE kelimesinin çok yakın anlamda kullanıldığı bilinmektedir. Yani kelimenin Farsça'ya zamanın Türkçe'sinden geçmiş olma olasılığı yüksektir. Osmanlı'nın son devirlerinde yaşamış olan Üsküdarlı Şeyh Sadık Efendi, Ebru Sanatı'nın inceliklerini öğrenmek için Buhara'ya gitmiştir. Bu da, Ebru Sanatı'nın Orta Asya kökenli olduğuna dair güçlü bir kanıttır.

Ebru Sanatı'nın günümüze ulaşmasında, Üsküdarlı Şeyh Sadık'ın büyük payı vardır. Onun devamında, Hezarfen Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman, bir yandan sanattaki geleneği korumuş, aynı zamanda da ebru çeşitlerini tanzim ederek Ebru'yu güçlü bir sanat haline getirmişlerdir.
TARİHİMİZDE EBRUCULAR
HATİP MEHMET EFENDİ: (? – Nisan 1773) Ayasofya Camii’nin hatibi olması sebebiyle Hatip Mehemet Efendi olarak anılmaktadır. Hocapaşa’da ki evinde çıkan yangında eserlerini kurtarmak isterken kendiside yanmıştır.
ŞEYH SADIK EFENDİ: (?- Temmuz 1846) Buhara’ nın Vabakne şehrinde doğmuştur. Ebruyu iki oğluna da öğretmiştir. ( Edhem ve Nafiz Efendiler)
HEZARFEN ETHEM EFENDİ: (1829- Ocak 1904) Babasının ardından o da “Üsküdar Özbekler Dergahında şeyhlik yapmaktadır. Ethem Efendi oymacılık, marangozluk, mühürcülük... vs. gibi pek çok dalda uğraş vermektedir ve bu yüzden bin sanat sahibi anlamına gelen Hezarfen lakabını almaktadır.
NAFİZ EFENDİ: Hezarfen Edhem efendinin kardeşidir. Elimizde pek bilgi ve eserleri bulunmamaktadır.
SAMİ EFENDİ: (1838-1912) Ebruculuğu, Hezarfen Edhem Efendi’nin yakın arkadaşı olduğu sebebiyle öğrenmiş olan çok iyi bir hattatdır.
AZİZ EFENDİ: (1871-1934) Aziz Efendi de ebruculuğu Edhem Efendi’den öğrenmiştir.
NECMETTİN OKYAY: (1883-1976) Birçok çiçek şeklini yapıp da ebruya kazandıran çok önemli bir ebrucu. Akkase tekniği de ona aittir.
ABDÜLKADİR KADRİ EFENDİ: (1875-1942) Kadıköy Osmanağa Camii imamı ve hatibidir. Ebruculuğu Edhem Efendi’den öğrenenlerdendir.
BEKİR EFENDİ: Kağıtçılar çarşısında sadece battal ebru yapıp satan bir ebrucu idi.
SAMİ OKYAY: (1910- Haziran 1933) Ebruculuğu babası Necmeddin Efendi’den öğrenmiştir.
SACİD OKYAY: (1915-1973) Ebrucu ve eski tarz cild hocası olarak vazife yapmıştır.
MUSTAFA DÜZGÜNMAN: (1920-1990) Ebruyu akrabası olan Necmettin Okyay’dan öğrenmiştir. Sanayi devrimi sonrası el emeğine olan ilginin azalmasına rağmen sanatımızın ilerlemesi için çalışmalarına hiçbir taviz vermeden devam etmiş ve yeni nesillere aktarmıştır. Ve tüm ebrucular için müthiş önemli bir şahsiyettir.
NİYAZİ SAYIN: (1927- ) Ebruculuğu Mustafa Düzgünman’dan öğrenmiştir. Aynı zamanda çok ünlü bir neyzendir.
Ebru Sanatı ile ilgili yazılmış ilk eser, Tertib-i Risale-i Ebri adını taşır ve 1608 tarihlidir. Basitçe ebru yapımından ve ebru sanatçılığından bahseder.
Osmanlı'da ise Şebek Mehmed Efendi'den sonraki en önemli Ebru Sanatçısı, Hatip Ebrusu'na da adını veren İstanbullu Hatip Mehmed Efendi'dir.Aynı zamanda hattat olan sanatçı, Ayasofya Camii'nde hatiplik yapmış ve 1773 yılında vefat etmiştir.
Battal ebru : Su üzerine serpilen boyalara hiçbir müdahale olmaksızın yapılan ebru
Gelgit ebru : Battal ebrudan sonra önce enlemesine boydan boya, daha sonra yukarıdan aşağıya çizgiler çekildiğinde elden edilen ebru
Şal ebru : Gelgit ebrudan sonra çapraz çizgiler çekilerek elde edilen ebru
Somaki ebru
Taraklı ebru
Bülbül Yuvası
Çiçekli ebru
Hafif ebru
Koltuk ebrusu
Hatip ebrusu
Yazılı ebru :
Akkase ebru : "Akkase" (عاكسه), "yansıma" veya "kalıp" manesidir. "Aks" (عكس) "negatif" Arapca dilde asli ve şimdi Farscadan Türkce'ye geldi. Bir oyma kağıti kalıp veya Arap zamkı kullanılarak ebrunun figür ya da yazı şeklinde kapatılan yerlerinin ebru almaması sağlanarak yapılan figüretif ebru türü.
Kumlu ebru : Yüzey gerilimi düşük bir teknede, sürekli aynı noktaya boya damlatarak yapılan ebru çeşidi.
Neftli ebru : Battal ebru türünde tekneye atılan son boyanın içine neft katılarak yapılan ebru çeşidi.
Kitre [değiştir]Ebru yapımında kullanılan suyun belli bir yoğunluğa sahip olması ve özel olarak hazırlanan boyayı üzerinde tutabilmesi gerekmektedir, her hangi bir suyla ebru yapılamaz. Ebrunun suyuna bu özelliği veren maddenin ismi kitredir. Kitre, Türkiye'nin güney ve güneydoğu bölgelerinde kırlarda yetişen yabani bir dikenin özsuyudur. Köylüler kırlarda geven dikeninin gövdesine bıçakla çizik atar, birkaç gün beklerler. Bitkinin özsuyu çizik bölgeden akar ve kurur. Bir ağaç kabuğuna benzer görünüm alır. Bu kabuklar tek tek toplanır. Kabuk şeklinde olan kitre aktarlarda satılmaktadır. Ebrunun suyu hazırlanırken musluk suyunun içine belli ölçülerde kitre konulur. Su ağzı kapalı bir kapta bu şekilde bir süre bekletilir. Belli zaman aralıklarıyla çalkalanarak eriyen kitre özünün dağıtılması gerekir. Suyun yeterli yoğunluğa ulaşmasından sonra, içinde kalan erimemiş kitre kalıntılarını ayırmak için, ebru suyu iyice süzülmelidir.Kitre ebru yapımında kullanılan, suyun belli bir yoğunlukta olması için suya karıştırılan maddelerden biridir. Ünlü Ebrucu Sacid Okyay ebru yapımında en iyi sonucu salepin verdiğini ancak kitrenin daha ucuz olması sebebi ile kitre kullandığından bahseder.
Ebruda boyalar [değiştir]Ebruda boya hazırlamak için özel bir hazırlık gerekmektedir. Ebruda çok çeşitli özellikte boyalar kullanılmıştır. Günümüzde bitkisel esaslı lahor, demir oksitler, oksit yeşil ve çeşitli sentetik-organik boyalar kullanılmaktadır. Toz pigment mermer veya cam tezgah üzerinde suyla ezilmelidir. Hazırlanan boyanın içine kasaptan alınan öd suyu eklenerek karıştırılarak bir süre bekletildikten sonra kullanılır. Boyanın içine katılan öd, boyanın yüzey gerilimini arttırarak yayılmasını ve şekil verilecek hale gelmesini sağlar; ne kadar çok katılırsa boya o kadar çok yayılacağından eklenen öd miktarına dikkat edilmelidir.
Fırça, tarak, bız [değiştir]Kullanılan fırçalar geleneksel ebrucuların kullandığı şekilde atkılı ve kuru ağaç dallarından imal edilebilir ya da ebru için satılan fırçalardan alınabilir. Ebru yapımında kullanılan diğer malzemelerden tarak ve bız ise evde imal edilebilir ya da tığ şiş gibi bir çok araçla ikame olunabilir. Ebru için hazırlanmış tekneye aktarılan özel sudaki hava kabarcıkları "bız" denilen ve figür yapımında da kullanılan araçla alınmalıdır. Aksi takdirde kabarcık olan bölümde boya dağılamaz ve ebrunun alınacağı baskı yüzeyinin fonrengi yüzeyde leke şeklinde kalabilir.
Tarihçe [değiştir]Ortaya çıkış yeri ve tarihine ilişkin kesin bir delil bulunmamaktadır. Ancak, köklerinin 9. ve 10. yüzyıla kadar uzandığı varsayılmaktadır. Bilinen o ki, bu sanat, kağıdın tarih sahnesine girmesiyle gelişmiştir. Çin'de liu-şa-cien (流沙箋), XII. asırdan itibaren Japonya'da suminagaşi (墨流し) ve beninagaşi (紅流し) isimleriyle sulu vasatta yapılan bir takım çalışmaların mevcudiyeti, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesi'yle ebre (ابره) adını alarak Türkistan'da ortaya çıkan bu sanatın tarihi gelişimi hakkında, müphem de olsa bir fikir vermektedir. Türkistan'dan en geç XVI. asır başlarında İpekyolu'nu takiben İran'a geçişinde ebri (ابری) olarak isimlendirilen bu sanat, görünüşüyle gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıdığından, buluta nisbet ifade eden bu Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlı ülkesinde de revaç bulan aynı isim, telaffuz zorluğundan son yüzyılda Türkçe'de ebru'ya dönüşmüştür. Galat olmakla beraber, kaş gibi şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanata ebru denilmesi bir çelişki sayılmamalıdır; çünkü ebru kelimesi Farsça'da kaş manasına gelmektedir. XVI. asır ortalarında Mir Muhammed Tahir (میر محمد طاهر) tarafından Hindistan'da yapılmaya başlandığı rivayet olunan ebruculuk, buradan İran'a ve sonra da İstanbul'a kadar yayılmıştır. Aynı yüzyılın sonlarında, İstanbul'dan Avrupalı seyyahlar tarafından kendi memleketlerine götürülen ebru kağıtları önce Almanya'da, sonra da Fransa ve İtalya'da mermer kağıdı veya Türk mermer kağıdı, hatta sadece Türk kağıdı adıyla tanınıp benimsenmiş ve oralarda da yapılmaya başlanmıştır. Zaman içinde İngiltere ve Amerika'ya da yayılan ebru kağıdı, her ülkenin sanat anlayışına göre bir başkalık gösterir. Bunda, kullanılan değişik malzemenin de rolü olmalıdır. Belgelenen en eski ebru örneği 16. yüzyıla aittir. Kağıdın süslenmesinde, kıt'a ve levhaların iç ve dış pervazlarında, yazma ciltlerinde yan kağıdı olarak sıkça kullanılmıştır.Alparslan Babaoğlu

Fuat Başar

Yılmaz Eneş

Sabri Mandıracı

Sedat Altınöz

Hüseyin Yalçınkaya

Füsun Arıkan

Hikmet Barutçugil

Mukadder Kavas Siviloğlu

A.Burhan Ersan

Nilgün Çevik

Beki Almaleh

A.Mahmut Peşteli

Türk dilinin özelliği itibariyle, Türk ahengine büründürerek bu sanata ebru demişiz. Ebrû kelimesinin Âb-rû’ dan geldiğini, bu sanatın su üzerinde icra edilmesinden dolayı, Farsça’da tavsîfî terkip karşılığı olarak suyüzü anlamına geldiği söylenir. Fakat yazılı veya basılı kaynakların hiçbirinde kağıt süsleme sanatı olarak Âb-rû kelimesi kullanılmamıştır. kelime daima ebrî olarak geçtiği için bu söylevi doğrulamaz. Bundan dolayı bulutumsu manası ağırlık kazanmaktadır. Üstad Necmeddin Okyay’da bu sanattan bahsederken ebrî kelimesini kullanırdı. Kelimenin aslı Farsça’dır. Üstad Şemseddin Sami Bey ise bu sözcüğün aslında ebre olarak Çağatayca’dan geldiğine dikkat çeker.

Ebre = Hâre gibi dalgalı ve damarlı (kumaş, kağıt v.s.) cüz ve defter kabı yapmak için kullanılan renkli kağıt.
Ebrî = Bulutumsu, bulut renginde
Ebr = Bulut
Ebrû = Kaş

Avrupalılar kağıt üzerindeki desenleri mermer desenlerine benzettikleri için batı dünyasında

Mermer kağıdı = marbled paper, marmor papier, papier marbé… denmiştir. Arap aleminde ise

Damarlı kağıt = varaku’l mücezza’ olarak tanınmıştır.

Abar = Hindistanda kullanılır, Hintçe bir sözcüktür.
Ebru yapmak için ilk önce kitre hazırlanır.35x50 cm’lik bir tekne için 30–40 gram kitre kafi gelmektedir. Kitre herhangi bir kap içinde eritildikten sonra 15–20 kere kaptan kapa süzülür ve tekneye koyulur. Daha sonra içinde öd ihtiva eden boya fırça ile tekneye serpilmeye başlanır. İçindeki öd miktarına göre boya yayılır.Yapılan ebrunun cinsine göre kitre üzerinde gerekli oynamalar ve hareketler yapıldıktan sonra kağıt tekneye yatırılır 10-15 saniye sonra kaldırılır.Kağıt tekneye yatırıldıktan sonra hava boşluğu meydana gelirse bu kağıda toplu iğne batırılmak suretiyle bertaraf edilir.Teknede asıl olan ancak bir defa kağıda alınabilir. Aynı boya renkler ve desen kullanılmak suretiyle bir ebru tekrar yapılamaz. Ancak bunun benzeri elde edilebilir.Tekneden çıkarılan kağıt üzerindeki ebru çitalar üzerine serilerek kurumaya terk edilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
KİTRENİN GÜLE DÖNÜŞTÜĞÜ FELSEFE,EBRU
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» KISA FELSEFE ÖYKÜLERİ YA DA YAŞAMA DAİR ÇIKMAZ SOKAKLAR

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
sealdream heykel :: Your first category :: ebru,cilltçilik,hat ve tezhip-
Buraya geçin: